İrritabl bağırsak sendromu (IBS), yapısal, majör enflamatuar veya biyokimyasal anormalliklerin yokluğunda değişen bağırsak alışkanlığı (ishal, kabızlık veya her ikisi) semptomları ile ilişkili abdominal ağrı veya rahatsızlık ile karakterize, kronik fonksiyonel bir gastrointestinal bozukluktur. Bu semptomlar, yaşam kalitesini önemli ölçüde bozabilir, iş üretkenliğini azaltabilir ya da sağlık hizmeti kaynaklarının kullanımını artırabilir.

IBS için Roma IV tanı kriterleri, iki veya daha fazla ek kriterle ilişkili olarak, haftada ortalama en az bir gün tekrarlayan son üç ayda oluşan karın ağrısını içerir:

  • Dışkılama ile ilgili rahatsızlık
  • Dışkı sıklığında bir değişiklik
  • Dışkı biçiminde (görünümünde) bir değişiklik

Tanıdan en az altı ay önce belirti başlangıcı ile son üç ay için kriterler tanımlanmalıdır.

İBS’nin üç farklı alt türü tanımlanmıştır:

  • Kabızlığa neden olan İBS (İBS-C), ABD’de % 28 yaygınlığa sahiptir.
  • İshale neden olan İBS (İBS-D) ABD’de % 26 yaygınlığa sahiptir.
  • Karışık bağırsak paternine (İBS-M) sahip İBS, ABD’de % 44 yaygınlığa sahiptir.

İBS ile ilişkili gastrointestinal semptomların hem fiziksel hem de psikososyal etkileri olduğu göz önüne alındığında, tedaviyi hastaya ve hastalığın ciddiyetine göre uygulamak önemlidir. İBS için tedavi seçenekleri semptomları hafifletmeye yöneliktir. Bu makale İBS tedavisinde diyet, egzersiz ve uyku değişikliklerinin rolünü ele almaktadır.

Diyet Stratejileri

İshalin baskın olduğu İBS’li bireyler, yemek sonrası ağrıya ve rektal aciliyete neden olan aşırı gıda alımına gastro-kolonik motor tepki yaşarlar. Bu semptomlar çoğunlukla yemeklerle ilişkili olsa da, İBS’li bireyler genellikle gerçek gıda alerjilerine sahip değildir. Bununla birlikte hassasiyetler sıklıkla rapor edilmektedir. 2016’da Kuzey Amerika Gastroenteroloji Kliniklerinde yayınlanan bir makalede yazarlar, İBS’li hastaların %90’ının semptomlarını önlemek veya iyileştirmek için diyetlerini kısıtladığını; çift kör gıda yükleme çalışmaları, bu hastaların sadece % 11 ila 27’sinin hangi ajanın semptomları uyardığını tam olarak belirlediğini göstermiştir.

Bazı araştırmacılar, triptofan metabolizmasındaki bozukluğun gastrointestinal semptomlara ve duygu durum bozukluklarına sebep olabileceğini varsaymaktadır. Histamin 1 reseptörü yoluyla histamin, viseral hipersensitiviteyi güçlendirebilir.

Bazı araştırmacılar, gıda bileşenlerine bağışıklık aracılı yanıtların İBS’de rol oynayabileceğini teorize etmektedir. Konfokal endomikroskopi kullanarak, spesifik gıda antijenlerine maruz kaldıktan sonra ince bağırsaklarda duodenal mukozada ince yapısal değişiklikler tespit ettiler. Varsa, bu bulgunun klinik önemi net değildir. Abartılı bir gastro-kolonik motor cevaba ek olarak, İBS’li bazı hastalarda yemekten sonra kolonik distansiyon algısı da artmıştır.

Ortaya çıkan kanıtlar, İBS semptomları için bir çeşit diyet yönetimini destekler ve genellikle aşağıdaki gıda bileşenlerinin alımını değiştirmeye odaklanır:

Kafein ve Yağ

Kafein alımı bağırsak hareketliliğini uyardığından, kafein alımının azaltılması sıklıkla tavsiye edilir. Yağlı yiyecekler İBS’li hastalarda ağrılı kasılmalara neden olabileceğinden, genellikle düşük yağlı bir diyet önerilir.

Lif

Lif ve lif bazlı takviyeler, kolon geçişini hızlandırır, dışkı hacmini artırır ve geçişi kolaylaştırarak dışkı sıklığında bir artışa neden olur. Bu artış, kronik kabızlık ve İBS-konstipasyon hastalarına fayda sağlayabilir. Çoğunlukla birinci basamak tedavi olarak kullanılan lif, kademeli olarak günlük 20 ila 30 gram alım miktarına yükseltilmelidir. Bir alt grup analizi, çözünür lifin (pisilyum ve ispaghula kabuğu) ve çözünmeyen lifin (buğday kepeği), İBS semptomlarının iyileşmesiyle ilişkili olduğunu bildirdi.

Gluten

Birkaç çalışma, glutenin, çölyak hastalığı olmayan hastalarda (çölyak dışı gluten duyarlılığı) bile İBS semptomlarını arttırabileceğini ve İBS hastalarının en azından bir alt kümesinin gluten içermeyen veya azaltılmış bir diyetten fayda sağlayabileceğini göstermiştir. Gluten kısıtlı bir diyeti test etmeden önce çölyak hastalığını dışlamak önemlidir.

Dört haftalık randomize kontrollü bir çalışmada, gluten içeren bir diyetle beslenen, İBS-D’li ve çölyak hastalığı olmayan hastalar, artmış dışkı sıklığı ve değişen bağırsak geçirgenliği (idrar laktuloz-ramnoz oranı ile ölçülür) ve bağışıklık aktivasyonu bildirildi. Glutensiz diyete randomize edilen hastalar, gluten tüketen hastalara göre daha az bağırsak hareketi sıklığı yaşadılar ve bu etki çölyakla ilişkili genlerden HLA-DQ2 veya HLA-DQ8 olan hastalarda daha da güçlendi.

Çölyak dışı gluten duyarlılığı (NCGS) öyküsü olan 34 İBS hastasında yapılan randomize çift kör plasebo kontrollü bir yeniden meydan okuma çalışmasında, gluten alan hastaların % 68’inde, glutensiz diyet alanların ise % 40’ında yeterince kontrol edilmeyen IBS semptomları vardı. NCGS, gluten içeren gıdaların yenmesi ile ortaya çıkan bir veya daha fazla IBS tipi semptomla karakterizedir. İyi anlaşılmasa da NCGS, glutenin mukozal bütünlük veya hücresel yapışma üzerindeki etkisinden veya buğdayda bulunan amilaz tripsin inhibitörü enzimatik ailesi, hücrelerde proinflamatuar sitokinlerin salınımını uyaran doğal bağışıklık sistemini tetiklediğinde ortaya çıkabilir. NCGS için teşhis kriterleri veya serolojik test şu anda mevcut değildir.

FODMAP’ler

Buğdayın emilemeyen karbonhidrat bileşenleri olan fruktanların, genellikle glutene atfedilen IBS semptomlarına neden olması da mümkündür. Fermente olabilen oligosakkaritler, disakkaritler, monosakkaritler ve poliollerden (FODMAP’ler) düşük diyetler İBS’li hastalar için uygun olabilir. Buğday, soğan, bazı meyve ve sebzeler, sorbitol ve bazı süt ürünleri FODMAP içeren gıdalardan bazılarıdır.

Gastroenterolojide Terapötik Gelişmeler’de yayınlanan 2017 tarihli bir inceleme makalesinde, yazarlar, FODMAP’lerden kısıtlı diyetleri test eden son klinik çalışmaların İBS üzerinde yararlı klinik etkiler gösterdiğini belirtiyorlar. Bununla birlikte, düşük FODMAP diyetleri IBS için geleneksel diyet tavsiyeleri kadar etkilidir. Üstelik, düşük FODMAP diyeti oldukça kısıtlayıcı olduğundan, uzun süreli uyum zor olabilir ve bağırsak mikrobiyomunu olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, FODMAP alımını azaltmaya çalışan hastalar, deneyimli bir diyetisyene danışmalı, yalnızca semptom yararını sürdürmek, gereken gıdaları tanımlamak ve kısıtlamak için FODMAP gıdalarını kademeli olarak yeniden başlatmalıdır.

Egzersiz

Düzenli egzersizin İBS semptomlarını azalttığı gösterilmiştir. Fiziksel olarak aktif bireyler, hareketsiz bireylere göre daha sık bağırsak hareketlerine ve daha hızlı kolon geçişine sahiptir. Randomize bir klinik çalışma, 12 hafta boyunca haftada üç kez 20 ila 60 dakika orta ila şiddetli fiziksel aktivite gerçekleştiren hastalarda İBS semptomlarında önemli bir azalma gösterdi.

Giderek artan araştırmalar, yoganın İBS’li insanlar için güvenli ve faydalı, yardımcı bir tedavi olabileceğini düşündürmektedir. 273 hastayı içeren 6 randomize kontrollü çalışmadan elde edilen sonuçların niteliksel bir analizi, yoga yapan hastaların geleneksel tedaviye kıyasla önemli ölçüde azalmış bağırsak semptomları, İBS şiddeti ve anksiyete yaşadığını gösterdi. Yoga yapan hastalar, hiçbir tedavi uygulanmayan hastalara kıyasla yaşam kalitesinde, küresel iyileşmede ve fiziksel işlevsellikte önemli gelişmeler gösterdi.

Mayo Clinic’in Arizona, Scottsdale’deki kampüsünde İBS’li hastalara bakan bir gastroenterolog olan Lucinda A. ” Öğünleri az az sık sık şekilde tüketmek, yeterince uyumak ve düzenli egzersiz yapmak için bir program oluşturursanız, daha iyi hissedeceksiniz. Daha fazla tedaviye ihtiyaç duyulabilir, ancak bu temel önemlidir.”

Çevirmen: Hilal Bakkaloğlu

Editör: Hicran Koçgürbüz

Çeviri Tarihi: 09.10.2020

Metnin Yayınlanma Tarihi: 28.03.2017

Kaynak: Mayo Clinic

 

Paylaşmak Güzeldir:

İlginizi Çekebilir