1. High-Fat Ketogenic Diets and Physical Performance: A Systematic Review:

Çalışma, kontrol diyetinlerine (%12-38 arası yağ içeren karma diyetler) kıyasla ketojenik diyetin fiziksel performans üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamıştır. Katılımcılar, herhangi bir sağlık problemi olmayan BKI <30 kg/m2 olan kadın ve erkeklerden seçilmiştir. Çeşitli egzersiz türleri değerlendirmeye alınmasına rağmen ketojenik diyetin fiziksel performansı geliştirdiğine (ya da zayıflattığına) dair bir sonuca ulaşılamamıştır. Bununla birlikte değerlendirmeye alınan çalışmalarda bazı önemli bias riskleri de tanımlanmıştır. Okunmaya değer güzel bir araştırma…

  1. Whole grain and dietary fiber intake and risk of colorectal cancer in the NIH-AARP Diet and Health Study cohort

Lifli gıdaların kolorektal kanser riskini azalttığı düşünülse de bu etkinin liften mi yoksa lifin kaynağından mı kaynaklandığı sorusunun yanıtı net değildir. Araştırma da tam olarak bu sorunun yanıtını bulabilmek için tam tahıl ve lif alımının kolorektal kanser riski ile ilişkisini değerlendirmiştir. 478994 ABD’li yetişkinin izlendiği çalışmada 10200 kolorektal kanser vakası görülmüştür. Folat dahil çeşitli bileşenler ayarlandıktan sonra bile tam tahıllı gıda alımı ile kolorektal kanser insidansı arasında ters ilişki görülmüştür. Fakat aynı ilişki diyet lifi için geçerli olmamıştır. Tam tahıllı gıdalardan gelen lif (diğer kaynaklardan değil), özellikle distal kolon ve rektumda görülen kanser insidansı ile ilişki bulunmuştur.

  1. Glycemic index, glycemic load, and risk of coronary heart disease: a pan-European cohort study

Bilindiği gibi yüksek miktarda karbonhidrat alımı kandaki trigliserit, glikoz ve insülin seviyelerini arttırarak HDL seviyesini düşürür. Bu bilgiden yola çıkan araştırmacılar, yüksek glisemik indeks ve glisemik yük içeren diyetlerin kardiyovasküler hastalık riski ile ilişkisini irdelemiştir. 338325 katılımcıdan 6378’i araştırma süresince (medyan=12,8 yıl) kardiyovasküler hastalık yaşamıştır. Araştırma bulgularına göre, yüksek glisemik yük kardiyovasküler hastalık riski ile ilişkili çıkmıştır. Ancak, bu ilişki yalnızca BKI >25 kg/m2 olanlarda anlamlıdır. Yüksek karbonhidrat ve yüksek şeker tüketimleri ise çok daha yüksek kardiyovasküler hastalık riski ile ilişkilendirilmiştir.

  1. Sugar-sweetened beverage consumption and risk of hyperuricemia: a longitudinal analysis of the Health Workers Cohort Study participants in Mexico

Şekerle içeceklerin tüketimi ile hiperürisemi arasındaki ilişki henüz yakın zamanda doğru anlaşılmış olsa da konuyla ilgili yapılan çalışmalar oldukça sınırlıdır. Meksikalı yetişkinlerde yapılan bu çalışma şekerli içecek tüketimi ve hiperürisemi riskini ileriye dönük olarak değerlendirme maksatlı yapılmıştır. 1300 yetişkinin yaklaşık 14 yıl boyunca takip edildiği bu çalışmanın sonuçlarına göre haftada 1 porsiyondan az şekerli içecek tüketenlere kıyasla hiperürisemi görülme olasılığı, 2-6 porsiyon şekerli içecek tüketenlerde %44, 7 porsiyon ve üzeri şekerli içecek tüketenlerde ise %89 artmıştır. Diyet içeceklerde ise (şekersiz, tatlandırıcılı) böyle bir risk görülmemiştir.

  1. Effect of daily 2000 IU versus 800 IU vitamin D on blood pressure among adults age 60 years and older: a randomized clinical trial

Yapılan gözlemsel çalışmalar, düşük D vitamini seviyesine sahip kişilerde daha yüksek kan basıncı görüldüğünü bildirmektedir. Buna rağmen konu hala belirsizliğini korumaktadır. Sorunu çözümlemek için yapılan bu çalışmada 2 farklı doz (800 IU ve 2000 IU) günlük D vitamini desteği kullanılarak bunların kan basıncı üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Katılımcılar rastgele gruplara atandıktan sonra 24 ay boyunca bu destekleri kullanmıştır. 800 IU D vitamini desteği alanlarla karşılaştırıldığında, 2000 IU D  vitamini alanlarda sistolik kan basıncının anlamlı olarak azaldığı görülmüştür. Buna rağmen, plasebo grubu kullanılmadığı için D vitamini desteğinin kan basıncını düşürmede etkili olup olmadığı konusunda yorum yapılamamaktadır.

Yazar: Kurtuluş Öztürk

Editör: Kurtuluş Öztürk

 

Paylaşmak Güzeldir:

İlginizi Çekebilir